Boğaziçi’nden Glokoma ‘’DUR’’ Diyen Teknoloji

Photo: 

Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde geliştirilen bir biyosensör teknolojisinin pazara transferi için kurulmuş olan GlakoLens şirketi, bu teknolojiyi kontak lens ile bütünleştiren tasarımıyla açık-açılı glokomun en büyük sebebi olan göz içi tansiyonunun seyri ve kontrolünde gerek hekimlere gerekse hastalara önemli avantajlar getirecek. Özgün teknolojik üstünlüğüyle hem Türkiye’de hem de dünyada yaygınlaşması hedeflenen buluş, Mayıs 2017’de ACT VC’den 465 bin Euro değerinde yatırım almıştı. GlakoLens şimdi de dünya pazarlarına çıkmak üzere CE sertifikası ve FDA onayı süreçlerine hazırlanıyor. 8-14 Mart Dünya Glokom Haftası vesilesiyle, Glakolens’i tasarlayan araştırmacılar Prof. Dr. Arda Deniz Yalçınkaya, Prof. Dr. Günhan Dündar ve doktora çalışmalarına devam eden araştırmacı Özgür Kaya’dan bilgi aldık.

Tüm dünyada önlenebilir kalıcı görme kaybının en sık rastlanan ikinci nedeni olan Glokom, dünya genelinde yaklaşık 70 milyon insanın muzdarip olduğu bir sağlık durumu ancak bu kişilerin neredeyse yarıya yakını glokom hastası olduklarından haberdar değil.  Yaşlı nüfusun hızla artması nedeniyle, glokomun görülme sıklığının 2040'ta 110 milyona çıkması bekleniyor.

Glokom’da diyabet hastaları, oküler ve sistemik hiper tansiyonlu kişiler ve 40 yaş üstü kişiler yüksek risk grubunda bulunurken hastalığa yakalanmada genetik faktörler de rol oynuyor. Önlenebilir körlüğün bilinen ikinci büyük sebebi olan Glokom hastalığı öncesinde hastanın göz içi tansiyonunun seyrini takip etmeyi amaçlayan Glakolens’i tasarlayan araştırmacılar Prof. Dr. Arda Deniz Yalçınkaya, Prof. Dr. Günhan Dündar ve doktora çalışmalarına devam eden araştırmacı Özgür Kaya’dan bilgi aldık.

“Amacımız glokomu teşhis etmek değil, ortaya çıkışını önlemek!”

Glokomun yavaş gelişmesi nedeniyle hastanın sorunun farkına varamadığını ve zamanla görüş alanının daraldığını belirten araştırmacılar, “Baskıya maruz kalan sinir hücreleri ölmeye başladığında artık geri dönüş mümkün değil. Glokomun seyri ilaç ile kontrol altına alınamazsa cerrahi müdahale gerekiyor. Fakat bir süre sonra göz tansiyonun düşürülmesi için açılan kanal kapanıyor ve tansiyon tekrar yükselebiliyor. Glokom bu yüzden kronik bir rahatsızlık, hastanın sürekli takip altında tutulması gerekiyor. Göz tansiyonundaki 24 saatlik değişimlerin gözlemlenebilmesi doktorlara hastanın durumuyla ilgili şimdiye kadar sahip olmadıkları kalitede bilgi sağlayacak. Amacımız tasarladığımız cihaz ile glokomun ilerlemesine fırsat tanımamak” bilgisini verdi.

Glokom hastalığının önlenebilir körlüğün bilinen ikinci büyük sebebi olduğunu belirten Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Günhan Dündar ise doktorların göz tansiyonu ölçümünde yeterli ve doğru veriye ulaşamadığını çünkü göz tansiyonunun gün içinde değişim gösterdiğinden bahsederek geliştirdikleri cihazın avantajlarını şöyle açıkladı: “Göz içi basıncı özellikle gece saatlerinde daha yüksek olabiliyor. Günümüzde göz tansiyonu ölçümü için kullanılan tıbbi cihazlar hastanın durumunun doğru takibi için yeterli olmayan ölçümler sunmakta. Ancak GlakoLens’in geliştirdiği sistem, gece boyunca hasta uyurken de ölçüm yapabildiği için doktorlar normalde elde edemeyecekleri veriye kavuşuyorlar. Ürünümüz bu sebeple rutin doktor muayenesinde fark edilemeyecek durumdaki yüksek risk grubunda bulunan hastalara faydalı olacak.”

Özgür Kaya ise verilerin kaydedilmesi için cep telefonundan daha hafif taşınabilir bir cihaz tasarladıklarını belirtti: “Hastanın günlük faaliyetlerine devam ederken geliştirdiğimiz göz holteri ile düzenli ölçüm yapılması önemli. Hasta, muayene için doktora gittiğinde hastane ortamı psikolojisine çeşitli etkilerde bulunabilir ve ‘beyaz önlük etkisi’ ortaya çıkabilir. Örneğin, hasta endişeli ve gergin olduğunda tansiyonu daha da yükselebilir. Doğal olarak göz tansiyonu ile alakalı veriler etkilenebilir. Günlük faaliyetler gerçekleştirildiği esnada veri toplamak daha nötr sonuçlar verecektir.”

Şubat 2017’de kurulan GlakoLens’in bugüne dek ACT VC’den aldığı yatırımın yanı sıra bir Eurostars projesi ile desteklendiğini belirten Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Arda Deniz Yalçınkaya, geliştirdikleri ürünün, göz tansiyonunu algılayan kontak lens kısmı, algılanan verilerin kablosuz şekilde aktarılması için kullanılan elektronik bölüm ve kullanıcı arayüz yazılımı şeklinde üç ana bileşenden oluştuğunu ifade etti. Kontak lensin ilk prototiplerini ürettiklerini, okuma elektroniği ve yazılımın ise tamamlanma aşamasında olduğunu dile getiren Yalçınkaya, bundan sonraki süreçleri şöyle aktardı: “Medikal bir ürün geliştirdiğimizden ve global olmayı hedeflediğimizden sonraki adımlarımız CE sertifikası ve FDA belgelerini almak olacak. Önümüzdeki 4-5 aylık süreçte laboratuvar koşullarındaki testler tamamlanacak. Ardından ürünün performansını Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde gerçekleştireceğimiz hayvan deneyleri aracılığıyla değerlendireceğiz. Klinik aşamaları medikal danışmanlarımızla planlıyoruz’’.

Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde doktora çalışmalarına devam eden Özgür Kaya bu süreçlerde sertifika alımı ve belgelendirme çalışmalarının önemine dikkat çekerek Kalite Yönetim Sistemi’nin kurumsal yapılar için değerli olduğunu şöyle ifade etti: “Sonuçta vücuda taktığınız herhangi bir cihaz risk oluşturmakta. Bu yüzden üreteceğiniz cihazın güvenli ve etkin olduğunu göstermelisiniz. Üründen kazanacağınız avantaj, yarattığınız riskten daha fazla olmalı. Bu güvenlik kısmını laboratuvar testleriyle değerlendirip belgeleyeceğiz. Öte yandan ürünün performansını başta hayvanlar sonrasında insanlar olmak üzere canlılar üzerinde değerlendirmeniz gerekiyor.”

 “GlakoLens, ‘önleyici hekimlik’te de örnek olacak”

Biyosensör ve teknolojinin sağlık alanında kullanılması bu alanın geleceği konusunda Prof. Dr. Günhan Dündar ise şu noktalara değindi: “Biyosensör konusu yatırım ve ilgi çeken bir alan haline dönüşüyor. Sağlık alanında son on yılda ön plana çıkan gelişmelerden olan giyilebilir sensörler, kişinin günlük hayatını etkilemeden veri toplanması sonucunda varılabilen erken teşhis sayedinde hastalıkların ilerlemeden kişiselleştirilmiş şekilde tedavi edilebilmesini sağlıyor. Bu durum teknolojinin gelişmesiyle paralel ilerliyor. Örneğin küçük çipler ve küçük sensörlerin üretimiyle biyosensör alanının ön plana çıkmaya başladığı söylenebilir. Ülkemizde de üretim ve aygıt geliştirme teknolojisinin oluşması gerekmekte.”

Glakolens’in “Önleyici hekimlik” alanında örnek oluşturduğunu vurgulayan araştırmacılar, önleyici hekimlik için erken teşhisin önemli olduğunu; zira hastalık geliştikten sonra tedavi sürecinin daha maliyetli olduğuna değindiler. Gelişen teknoloji ile “erken teşhisin” bile öncesine gidilebileceği yani hastalığın ortaya çıkma olasılığına karşı hareket edilmeye başlanacağını belirten araştırmacılar, GlakoLens’in bu noktada örnek oluşturacağının altını çizdiler.

“GlakoLens’in benzer ürünlerden farklılaşan pek çok özelliği mevcut”

GlakoLens’in patent ve yatırım alma süreçlerinde ‘hızlı ve konu odaklı olmanın gerekliliği’ açısından da başarılı bir örnek olduğunu dile getiren Prof. Dr. Arda Deniz Yalçınkaya, fikri mülkiyet haklarının korunmasının herhangi bir girişimin önemli bir boyutu olduğuna değindi. Özgür Kaya ise bu süreçlerle ilgili olarak şu sözleri ekledi: “Herhangi bir buluş için patentin sağlam ve doğru olarak yazılması lazım. Bu noktada buluşu gerçekleştiren kişiler, ileri seviyede teknik bilgiye sahip patent vekilleri ile iyi iletişim kurmalı. Çünkü patenti hazırlarken hukuk ve teknolojinin kullandığı kavramları bir araya getirmek gerekiyor. Aksi takdirde yeterli korumayı sağlayamayan bir patent ortaya çıkabiliyor ve mevcut eksikliklerden benzer ürünler geliştirilip sizin projenize zarar verilebiliyor.”

Son olarak, Arda Deniz Yalçınkaya, geliştirdikleri cihazın manuel ölçüm yapmadığı, otomatik olarak 24 saat veri toplayabileceğinden hekimlere ve hastalara doğrudan kolaylık sağlayacağı, veriler doğrultusunda kişisel tedavi yöntemlerinin ortaya çıkabileceği ve maliyetinin düşük olduğu için benzer ürünlerden farklılaştığını vurguladı. Yalçınkaya, GlakoLens’in gelecekteki çalışmaları arasında yara iyileşmesini ve enfeksiyon durumunu takip eden akıllı yara bantları olabileceğini sözlerine ekledi.

Haber: Özgür Duygu Durgun / Kurumsal İletişim Ofisi

Fotoğraflar: Kenan Özcan