Çizgi Romanın En Prestijli Ödülüne İlk Yerli Aday Boğaziçi’nden

Photo: 

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu Edanur Kuntman’ın (BÜ’12), anneannesinin hikâyesinden yola çıkarak yazıp çizgilere döktüğü “Pencerenin Ardından Kadın Masalları” isimli romanı, Amerika’da ve dünyada çizgi romanın en prestijli ödüllerinden biri olan Eisner ödülüne aday gösterildi ve yerli çizgi romanlar içinde bir ilke imza attı. İllüstratör, animasyon sanatçısı, oyun tasarımcısı ve çizer Kuntman’ın çizerliğe yönelmesi ise uzun yıllar Boğaziçi Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü’nde ders veren ve 2017 yılında kaybettiğimiz Galip Tekin’le tanışmasına dayanıyor.

Ortaokuldayken manga karakterler çizerek çizgilerle tanıştığını paylaşan Edanur Kuntman, “Lisedeyken de çizmeye devam ettim ama çizim daha çok derslerde sıkıldığımda yaptığım bir şeydi. Üniversiteye başladığımda eğitilebilecek bir çizgim ve gözüm vardı. Ama asıl üniversitede ciddi anlamda çizmeye başladım,” ifadeleriyle çizgilere merakının nasıl geliştiğini anlatıyor.

“Galip Tekin’e rastlamasaydım böyle bir kariyer seçmezdim”

Edanur Kuntman, Boğaziçi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde okumasına rağmen Galip Tekin’in dersine katılma fırsatını hiç kaçırmamış: “Çizmeyi çok seviyordum, hatta ders programımı Galip Tekin’in dersi ile çakışmayacak şekilde ayarlıyordum. Ama okuldaki son döneme kadar aklımda böyle bir fikir yoktu. Artık geç kaldım diye düşünüyordum sanırım. Sosyal bilimlerde yüksek lisans yapmayı düşünüyordum. Sonra sosyolojiden arkadaşım, Galip Tekin’in de öğrencisi olan Nazlı bana sanat alanında yüksek lisans yapmayı planladığını söyledi. O konuşmamız ufkumu açtı, ben de yapabilirim belki diye düşündüm.”

Pencerenin Ardından Kadın Masalları kitabını açtığımızda Kuntman’ın kitabını adadığı iki isimden birinin Galip Tekin olduğunu görüyoruz. Kuntman, “akıl ve çizim hocam” diyerek andığı Tekin’le ilişkisini şöyle anlatıyor: “Hazırlık sınıfının ikinci döneminde Galip Tekin’in dersini merak edip gitmiştim ve mezun olana kadar da gitmeyi hiç bırakmadım. Benim hem çizim hem de akıl hocam oldu. Yeri geldiğinde arkadaşım oldu, derdimi dinledi. Ona rastlamasaydım asla böyle bir kariyer seçmezdim. O kadar bilgisizdim ki üniversiteye başladığımda. Grafik tasarım diye bir bölümün var olduğunu bile bilmiyordum. Özellikle hikâyecilik anlamında çok şey öğrendim ondan. Sadece ben değil, sınıftan bir sürü arkadaşım sonradan çizer ve tasarımcı olarak kariyer yaptı. Hepimizin üzerinde çok emeği var.”

 

“Bir kişinin hikâyesi çok fazla kişiye ses verebilir”

Edanur Kuntman’ın kitabını adadığı diğer isim ise anneannesi Süreyya Özgültekin. Kuntman, anneannesinin Samsun’da başlayan ve zorla evlendirilen diğer kadınlarla da kesişen hikâyesini anlatmaya nasıl karar verdiğini şöyle açıklıyor: “Yine Boğaziçi Üniversitesi’nde Alev Ersan’dan yaratıcı yazarlık dersi almıştım. Gerçekten harika bir dersti ve benim ufkumu çok açmıştı. Bu dersin final ödevi için biriyle röportaj yapıp bir hikâye yazmamız gerekiyordu. Anneannem harika bir hikâye anlatıcısıydı, ben de onunla röportaj yapmaya karar verdim. İşte ilk defa o zaman dedemle isteği dışında evlendirildiğini öğrendim.”

“O gün uzun uzun konuştuk, ben notlar aldım. Sonra Red Scarf adını verdiğim kısa bir öykü yazdım. Grafik roman yapmaya karar verdiğimde uzun bir süre ne çizeceğime karar veremedim. Sonradan aklıma yazdığım bu hikâye geldi. Hem duygulara yoğunlaşıyor olması, hem de ailemdeki üstü örtülü bir gerçeğe ses veriyor olması beni bu konuda çalışmaya itti. Bir kişinin hikâyesi çok fazla kişiye ses verebilir diye düşündüm hep.” 

 

“Benim için çizgi romanın güzelliği çok talepkâr olması”

Görsel iletişim araçlarının çok etkili bir anlatı yaratabileceğini vurgulayan Kuntman, “Akan bir hikâye var ve kullanılan renkler, çizgiler ve gösterilen imgeler bu akışa yeni katmanlar ekleyerek anlatıyı zenginleştiriyor.  Benim için çizgi romanın güzelliği aslında çok talepkâr olması. Okuyan kişinin sürekli panellerdeki görselleri bağlaması, bir nevi kendi anlamını üretmesi gerekiyor. Bazen göstermek anlatmaktan çok daha etkili olabiliyor,” ifadeleriyle anneannesinin hikâyesini neden çizgi roman olarak anlatmayı seçtiğini paylaşıyor.

“Ben bu hikâyede yaşanan olaylardan çok, anneannemin hislerine yer vermeye çalıştım. Onunla defalarca konuştum, nasıl hissettiğini anlamaya çalıştım. Anılarını anlatırken bazen çok kuvvetli hislerle konuşuyordu. Ses tonunda, gözlerinde, vücut dilinde kızgınlığını veya hüznünü görebiliyordum. İşte bütün bunları elimden geldiğince çizgi diline çevirmeye çalıştım.”

Dünyada çizgi roman için verilen en prestijli ödüllerden biri

Çizgi roman dalında Eisner ödülüne aday gösterilerek Türkiye’de bir ilke imza atan Edanur Kuntman, Eisner ödülünün neden “çizgi romanın Oscar’ı” olarak kabul edildiğini ise şöyle açıklıyor: “Eisner adayları 5 veya 6 kişilik bir jüri tarafından, yayınevlerinin gösterdiği ön adaylar arasından belirliyor. 1980’li yıllardan önce çizgi roman pek ciddiye alınmayan bir anlatı türüydü, hatta hor görülüyordu. Will Eisner çizdiği hikâyeler ile bu algıyı değiştiren öncü isimlerden biri. Bu ödül de onun adına verilmeye başlandı. Amerika’da ve dünyada çizgi roman için verilen en prestijli ödüllerden biri ve ben de aday gösterilmiş olduğum için gerçekten çok mutluyum.”

New York’ta TreSensa, Inc. şirketinde teknik sanatçı ve deneyim tasarımcısı olarak çalışan Edanur Kuntman, illüstrasyon, oyun tasarımı ya da animasyon gibi disiplinlerin her birinin farklı ihtiyaçlara yönelik olduğunu söylüyor: “Şu anda çalıştığım şirkette projenin ihtiyaçlarına bağlı olarak yeri geldiğinde her şeyden biraz yapıyorum. Onun dışında kendi projelerim üzerinde çalışıyorum. Eğer bir tasarıma ihtiyacınız varsa, çözülmesi gereken bir probleminiz var demektir. Bu problemin ne olduğuna göre ihtiyacınız değişir. Belki animasyon filminiz için bir postere ihtiyacınız vardır. Bu bir illüstrasyon olabilir ya da oyununuzu tanıtmak için bir animasyon yaptırabilirsiniz.”