Kandilli Rasathanesi’nden Bilim Festivali

Photo: 

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü tarafından 150. yıl kutlamaları kapsamında "Kandilli Bilim Festivali" düzenlendi. 8 Mart’ta başlayan ve 9 Mart’ta da aynı programla sürecek olan Kandilli Rasathanesindeki festivalde, bilim tarihi koleksiyonu, deprem izleme sistemleri, geçmişten bugüne jeodezik çalışmalar, hava kirliliği ve meteoroloji konuları ele alındı. Seminerlerin ardından katılımcılar, Rasathane’deki çeşitli laboratuvarları ziyaret edip çalışmaları yerinde takip etme şansına sahip oldu.

Festival kapsamında açılış konuşması Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener tarafından gerçekleştirildi.

"Rasathane'nin 3 Bileşeni: Gözlem-Eğitim-Araştırma" başlıklı sunumunda Özener, Osmanlı döneminden günümüzdeki rasathane tarihine ve sismolojik çalışmalara ilişkin genel bilgiler vererek Deprem Araştırma Enstitüsü’nün uzun bir tarihsel misyonu olduğunu belirtti. Bu yolculuğun ayrıca 1934 yılında yapımı tamamlanmış tarihi Sismograf binasında takip edilebileceğini ifade eden Özener, bina içerisinde gökbilimleri ve yerbilimleri konularında rasathane tarafından yapılan çalışmalarda kullanılmış çeşitli bilimsel aletlerin sergilendiğine değindi.

240 istasyonla sismik gözlem yapılıyor

Özener konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘’Kuvvetli bir eğitim kadromuz ve uluslararası anlamda tanınırlığı olan eğitim birimlerimiz var. Deprem mühendisliği, jeodezi ve jeofizik alanlarında yüksek lisans eğitimleri veriyoruz. Üç merkezimiz var: Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi, Belbaşı Nükleer Denemeleri İzleme Merkezi, İznik'te Deprem Zararları Azaltma Merkezi’’.Hicri-kameri ay başlarının başlangıç tarihlerini belirlemenin rasathanenin görevi olduğuna değinen Özener, rasathanede adli astronomi çalışmaları yapıldığını ve Adalet Bakanlığının 2004'te verdiği yetkiyle bu konuda yetkili kurumun da rasathane olduğunu söyledi.

Özener, depremle ilgili olarak 415 tane istasyonla tüm Türkiye'nin takip edildiğini kaydederek, "1999'da sismik olarak mekanik aletlerle takip ettiğimiz sismik gözlemleri, bugün 240 istasyonda dijital aletlerle online olarak verileri aldığımız çok başarılı, uluslararası anlamda çok yetkin ve önemli olan merkezimizde takip ediyoruz." diye konuştu.

Kandilli Rasathanesi’nin sadece deprem değil pek çok alanda görevleri mevcut

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nün bugünkü yapısında yer alan Tsunami Odak Noktası, Belbaşı Nükleer Denemeleri İzleme Merkezi ve İznik Deprem Zararlarını Azaltma” merkezlerinden bahseden Özener sözlerine şu ifadeleri ekledi: “Rasathane yalnızca depremle uğraşmıyor. Kuvvetli bir eğitim kadromuz mevcut ve uluslararası anlamda tanınırlığı olan eğitim birimlerimiz var. Ayrıca deprem mühendisliği, jeodezi ve jeofizik alanlarında yüksek lisans-doktora eğitimleri veriyoruz."

Rasathanenin, hicri-kameri ay başlarının başlangıç tarihlerini belirleme, nükleer denemelerin takibiyle ilgili Dış İşleri Bakanlığı nezdinde Türkiye’yi temsil etme, Adalet Bakanlığının 2004'te verdiği yetkiyle adli davalarla ilgili hava durumu bilgileri paylaşmak gibi çeşitli görevleri olduğuna Özener, ülkemiz çevresindeki denizlerde tsunami ile ilgili verileri de hem yurt içine hem komşu ülkelere servis ettiklerini dile getirdi. 

17 Ağustos depremini anlamak

Jeofizik Ana Bilim Dalı’nda öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Aktar, “Depremin İlk Saniyeleri Neden Önemlidir? Nasıl Gözlenir?” başlıklı sunumunda 17 Ağustos depreminin ileride oluşabilecek depremleri anlamamız için önemli bir model oluşturduğuna değindi. Deprem sırasındaki levha tektoniği hareketleri sonucunda bloklarda yaşanan kırılmaların çok hızlı meydana geldiğini ifade eden Aktar, kırılmalar sonrası blokların iki yöne doğru hareketlerinin gerçekleşmesinin ve tekrar birleşmelerinin 4-5 saniyelik süreçlerde tamamlandığını dile getirdi. İzmit depremi örneğinden yola çıkarak kırılmalar sonrası deprem oluşumunun ilk 4 saniyesinin sonunda en az 7 büyüklüğünde bir depremin yaklaşık 100 km’lik bir alanda kırılma yapacağını bildiklerini dile getiren Aktar, depremin boyu ile üzerindeki atımın birbirine orantılı olduğunu böylece depremin ne doğrultuda ve ne uzunlukta bir kırılma meydana getireceğini ilk saniyelerden tespit edebilmenin deprem erken uyarı sistemleri için kullanılabilecek bir olgu olduğunu vurguladı.

Çok yüksek sıcaklıklardan ve atmosfer basıncından dolayı depremi, oluştuğu merkezden gözlemenin mümkün olmadığına değinen Aktar, bu sebeple depremlerin sismolojik veriler ışığında yani meydana getirdiği dalgalar aracılığıyla incelendiğini açıkladı. Depremin P dalgası denilen ses dalgalarına sebep olduğuna ve binaları yıkan elastik S dalgalarına sahip olduklarını ifade eden Aktar, Sivriada ve Yassıada’daki istasyon örnekleri üzerinden fay hattına yakın yerlerde sismolojik ölçüm yaptıklarını ifade etti.

17 Ağustos depreminde gözlenen ve açıklanamayan bazı olgulara da değinen Aktar, merkezden doğuya doğru gerçekleşen kırılmanın batı yönündeki kırılmadan yaklaşık 2,5 kat hızlı olduğuna dikkat çekti. Bu gözlemin depremin yıkım gücünün bugüne kadar kabul ettiğimiz standart verilerin çok üzerinde olup olmadığına dair sorgulamalara yol açabileceğini ekleyerek konuşmasını tamamladı. 

İstanbul’da 7’den büyük bir deprem olma olasılığı yüzde 60

Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi Prof. Dr. Eser Çaktı ise “İstanbul Deprem İzleme Sistemleri” başlıklı sunumunda İstanbul ve çevresinin depremselliğinden bahsederek Kuzeydoğu Anadolu fayı olarak tanımlanan fay zonunun 1939’dan başlayarak batıya doğru depremlerin birbirini tetikleyerek İstanbul’a doğru yaklaştığına dikkat çekti. Çaktı, İstanbul’da 7’den büyük bir deprem olma olasılığının %40-60 civarlarında olduğunu belirtti. Deprem Mühendisliği’nin deprem için erken uyarı bilgisinin üretilmesi için yaptığı çalışmalardan bahseden Çaktı, deprem risk haritaları oluşturarak bir kentsel alandaki binaların yaşayabileceği deprem hasarı tahminlerine dair veriler oluşturduklarını ifade etti.

Yapı sağlığı izleme sistemleri ile mühendislik ve tarihi yapılar üzerinde çeşitli deprem izleme enstrümanları yerleştirdiklerini aktaran Eser Çaktı, bu enstrümanların deprem veya dinamik herhangi bir kaynak sırasında gösterdiği yapısal davranışları modelleyebildiklerini böylece bu yapıların ileride daha büyük depreme maruz kaldıklarında hangi hasarları görebilecekleri konusunda tahminler yürüttüklerini söyledi.

Ayasofya, Fatih Cami, Süleymaniye Camisi, Sultanahmet Camisi ve Mihrimah Sultan Camisi olmak üzere 5 büyük tarihi binada deprem izleme sistemi bulunduğunu belirterek, kurdukları istasyonlardaki tüm verilerin Deprem Mühendisliği Laboratuvarına geldiğini söyleyen Eser Çaktı, çok farklı uzaklıkta depremlerin binalarda yarattığı etkiyi de inceleyebildiklerini, 2011’deki Van depreminde Ayasofya’nın elde ettiği kayıtlardan üzerinden açıkladı. Eser Çaktı son olarak sıcaklık gibi atmosferik koşullara binaların deprem davranışı arasında ilginç bir ilişki olduğunu yaptıkları sürekli incelemeler sayesinde elde ettiklerini açıkladı.

Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi Prof. Dr. Ayşe Edinçliler, başta yapıların sismik performansını değerlendirmek için kullanılmış daha sonra diğer mühendislik alanlarındaki çalışmalara yayılmış, sarsma masası testleri hakkında katılımcılara genel bilgiler aktardı. Türkiye’de bulunan tek mobil sismik sarsıcının Kandilli Rasathanesi’nde bulunduğunu belirten Edinçliler, rasathanede hem eğitim-araştırma amaçlı hem de endüstriye yönelik gerçekleştirdikleri sismik yeterlilik performans testlerinden bahsederek deprem sırasında oluşabilecek hasar ve tehlikelerin belirlenebilmesi için sismik performansları takip etmenin önemine dikkat çekti. Edinçliler, sadece numerik model sonuçları ile sismik davranışın belirlenmesinin her zaman yeterli ve güvenli olmayacağını da belirtti.

Katılımcılar, Prof. Dr. Ayşe Edinçliler’in sunumu sonrası sarsma masası laboratuvarına giderek bir demonstrasyon testini izleme, ayrıca mobil sismik sarsıcıyı görme şansını elde etti.

Afete Hazırlık Eğitim Birimi’nden Jeofizik Mühendisi Yavuz Güneş ise haftada yaklaşık 6, yılda ise 200 okula deprem bilgilendirmesi ve tatbikatları gerçekleştirdiklerini ifade etti. Ülkemizin bir deprem ülkesi olduğun vurgulayan Güneş, binaları sağlam yapmanın, deprem öncesi eşyaları sabitlemenin ve aile afet planı hazırlamanın önemine dikkat çekti. Katılımcılar, Yavuz Güneş’in sunumu sonrası Afete Hazırlık Eğitim Birimi’ndeki deprem simülasyonunda 5.1 büyüklüğünde bir deprem tatbikatı deneyimleme fırsatı elde ettiler.